Aile içi şiddet önlenmeli ve kadın cinayetleri durdurulmalıdır!

Türkiye Psikiyatri Derneği..  

Son günlerde giderek artan sayıda kadının eşi, eski eşi veya sevgilisi tarafından şiddet uygulanmakta öldürülmekte ve cinayete kurban gitmektedir. Bu nedenle bu yıl 8 mart açıklamasını kadına yönelik şiddet ve cinayetler konusuna ayırdık.

Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet halen en utanç verici insan hakları ihlallerindendir. Dünya ve Türkiye`de kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Resmi rakamlara göre 7 yılda %1400 artış göstermiştir. Ülkemizde kadınlar, işyerinde, evinde, cezaevlerinde, hastanede, okulda kısacası yaşamın her alanında şiddete maruz kalmaktadır. Ama kadınlar en çok eşleri ya da sevgilileri tarafından ev içi şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Kadın cinayetleri her geçen sene artmaktadır, 2011 yılının sadece Ocak ayı içinde ülkemizde 17 kadının töre ve namus nedeniyle öldürüldüğü bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002 yılında 66 olan kadın cinayeti, 2007 yılında 1077’ye yükselmiştir.  Resmi olmayan rakamlara göre 2009 yılında 1126 kadın öldürülmüştür.
Türkiye’de 2007 yılında Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat tarafından yapılan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” başlıklı geniş ölçekli araştırmadan elde edilen sonuçlara göre;
·         Her üç kadından birinin fiziksel şiddet görmektedir.  
      

ABDestli Kapitalizm..


ABDestli Kapitalizm  [Eren Erdem]  -1- von 


Gayya Karanlığından Kuran Aydınlığına..

Bu Kitaba Kızanlar Var..

Ozan Yayıncılık’tan çıkan "Gayya Karanlığından Kuran Aydınlığına" adlı kitap, cemaatin
hedefinde. Kitabın yazarı Eren Erdem, Odatv’ye bir makale yazdı... 
İşte “Örtü” başlıklı o yazı… 
Sokaklar, gerçeği anlayamamış insanlarla dolu. Anlayamadıkları gerçekleri ‘’farklı formlarda sunanların’’ ürettiği algıya sımsıkı tutunmuş insanlar…
Örtünme meselesi hükümetlerin özellikle ‘’el altından önemli hamleler yapacağı dönemlerde’’ abartılan, her kalıba sokulabilen, kimi zaman sistem karşıtlığı gibi görüne bir muhalefetin başını çeken, kimi zaman ‘’liberallerin’’ AB’ci söylemlerine entegre edilen bir mesele haline gelmiştir.
Ana hatları ile, ilmi temelden yoksun bir söylem üzerine inşa edilen bu mesele, tarihsel ve teolojik düzlemde incelendiğinde, ‘’çok büyük önem arz eden başka bir meselenin’’ içi boşaltılmış hali olarak karşımıza çıkar.

Türkiye'de İslamiyet..




Beşinci Kitap... Saidi Nursi Risaleleri..

SAİD-İ NURSİ GERÇEĞİ 
ve
1873 yılında, Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı Nurs Köyü’nde dünyaya gelmiştir.
İlk adı Said Kürdi’dir. Cumhuriyetten sonra risaleleri yazmaya başladığında Kürd sözcüğünden duyduğu rahatsızlık nedeniyle lakabını Nursi yapar.“Nursi” sözcüğü (nurlu olduğu için değil) doğduğu yere izafeten verilmiştir. Soyadı kanunundan sonra “Okur” soyadını alır. Yani, resmi ismi Said Okur’dur.
Said, İran’dan Bitlis’e göçetmiş Soft Mirza’nın oğludur. Altı kardeşi vardır. Biraz büyüyünce köyündeki medreseye kaydedilir.. Bu sırada henüz 9 yaşında olan Said, Medresede kavga ettiği bir arkadaşından dayak yiyince eline geçirdiği bir balta sapını arkadaşının kafasına vurup kaçmıştır. Geçimsiz  ve kavgacı bir yapıya sahip olan Said, bu nedenle medrese eğitimini tamamlayamamıştır. Daha sonra Hizan’daki medresede eğitime başlamış, oradan da kavgacılığı nedeniyle kovulmuştur. Bitlis yöresindeki hiçbir tekke ve medreseye kabul edilmeyen geçimsiz Said Nursi, bu defa Van’ın Bahçesaray ilçesindeki bir medreseye gitmiştir. Sözde oradaki talebelerin eğitim düzeyini yetersiz gören Said, Erzurum’daki Beyazıt medresesine geçmiştir. Bu medresede de sadece üç ay kadar kalabilmiştir.
Şimdi Said’in bu dönemi hakkında nurcuların ne yazdığını görelim:
“Herhangi bir kitabı eline alsa kendi kendine anlardı. 24 saat içinde ‘Cem’ul-Cevami’, ‘Şerhu’l-Mevakıf’, ‘İbnü’l-Hacer’ gibi anlaması zor kitapların 200 sahifesini –kendi kendine anlamak şartıyla- mütalaa ederdi. O derece kendini ilme vermişti ki, dış dünya ile alakasını bütün bütün kesmişti.”
Bu gerçek dışı anlatımlar Said Nursi’nin yalanlarıdır. Arapça’yı yeni öğrenmiş çocuk yaşta bir insanın böylesine ağır dilli kitapların 200 sayfasını 24 saatte ezberlemesi akıl dışıdır. Erzurum’daki eğitim sonrasında kendini din alimi gibi görmeye başlayan Said, bu kez Bağdat yollarına düşer. Orada da serseri mayın gibi dolaşıp tutunamayınca Siirt’in Tillo kasabasına gider.  Bu dönemde peygamberi rüyasında gördüğünü iddia etmiş, çevresindekiler üzerinde “ermiş” görünümü yaratmaya çalışmıştır. Sonra Mardin’e geçen Said, ilmi yetersizliğine bakmadan Mardin’deki hoca ve mollalarla tartışmaya yeltenmiş, haddini aşınca Mardin halkının tepkisiyle karşılaşmıştır. Ukalalığını sürdürünce tepkiler artmış, Mardin mutasarrufu Nadir Bey, Said’i jandarmalara tutuklatıp, halkın linç etmesinden kurtarmış ve kent dışına sürmüştür. Bu kovulma  olayıyla ilgili de nurcuların uydurduğu bir maval vardır ki ibretliktir. Kendisini şehir dışına götüren jandarmalara namaz kılacağını söyler ve kelepçelerini çözmelerini ister.  Tabi müsaade edilmez. Sözde sihirbaz Said, kelepçeleri kendi çözer ve yere atıp namazını kılar. Bunu gören jandarmalar “Artık biz senin köleniz” der ama Said kabul etmez.

Laiklikmi.. Şeriatmı..


Bakan Çelik: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi  Ayet mi?



Çelik 'Atatürk'ü kanunla sevdiremezsiniz. Atatürk'ü koruma kanunu ne büyük hüsran ve garip bir durum. Peygamberi bile koruma kanunu yok' dedi.



Radikal gazetesi Ankara Haber Müdürü Ömer Şahin ’in Kanal a daki Görüş Farkı’na katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, önemli açıklamalar yaptı. Andımız ve Gençliğe hitabe’nin kaldırılmasını tartışmaya açan Çelik, “Bunlar ayet mi?” diye sordu. Çelik, Atatürk’ü koruma kanunu için de, “Kimseyi kanunla sevdiremezsiniz. Atatürk gibi Cumhuriyeti kuran birisinin kanunla korunuyor olması ne büyük hüsran ve garip bir durum” diye konuştu. 

Milli Bayramlara Yasak, Ama Arapça Serbest..



Uluslararası Arapça Yarışmaları 17 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul'da yapılacak. Yarışmalarda dereceye giren öğrenciler 20 Mayıs 2012 tarihinde Sinan Erdem Spor Salonunda düzenlenecek olan 3. Uluslararası Arapça Yarışmaları Ödül Töreninde ödüllerini alıp kısa sahne performanslarını sergileyecekler.
Milli Bayramlarımızı tek tek ortadan kaldırıp,bizimle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmayan ne idiği belirsiz bir Lisan yarşmasının Ülkemizde yapılması ancak Arap kökenli bir Bakanın yapabileceği Laiklik ve Atatürk Düşmanığından başka bir şey değildir..
Ayrıca Laik Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1400 Yıllık değil, Cumhuriyetin kuruluşu ile başlar ve  90 Yıldır..

Bakış Açısı..

Dördüncü Ordu,  Apo  ve  Hayal'ler..
 
Hangisi  Gerçek ?

YILBAŞI gecesi Temel Dede’ye TV’de dansöz izlettirmişler.
Temel Dede sormuş:
- Ula bu nedir?
- Karıdır.
- Ula bu kari midur?
- He ya.
- Ula bu kariysa pizim evdeku nedur?


Dink Cinayeti..


İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink Cinayeti’ne ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Dink’in öldürülmesinde örgüt bağlantısı olmadığına hükmetti.
Mahkeme, bir diğer azmettirici suçlamasıyla yargılanan polis muhbiri Erhan Tuncel’i, Dink Davası’nda beraat ettirdi. Mahkeme, Tuncel’e McDonalds’a bombalı saldırı nedeniyle 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Tuncel, patlamayı tasarlamak, ruhsatsız patlayıcı bulundurmak ve 6 kişinin yaralanmasına sebebiyet vermekten hüküm giydi.
Mahkeme, Erhan Tuncel’i, “verilen cezaların toplam miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alarak” tahliye etti.


Türkiye Cezaevi..

Evrensel gazetesi karikatüristi Sefer Selvi'nin, Gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin, askerlerin yapılan operasyonlar sonrasında yıllarca cezaevinde tutulmasına gönderme yapan karikatürü ..
O Cezaevinin baş gardiyanını da açıklamaktan geri kalmadı. 
İşte Sefer Selvi'nin karikatürü..

Konuşma.! Konuşursan Sıra Sana Gelecek..

Konuşan Türkiye Nasıl Susturuldu?
Korkutulan Türkiye'ye adım adım getirildik ve artık...
Konuşmaya korkuyoruz..
 
Ceviz Kabuğu programında bu hafta ’konuşan Türkiye’den, nasıl ’korkan ve korkutulan Türkiye’ye doğru getirildiğimiz konuşuldu. Programda ’korku’nun yurttaşlık bilincini nasıl yok ettiği masaya yatırıldı


Usta Gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu ART ekranlarında canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu’nda bu hafta ’konuşan Türkiye’den, adım adım “korkutulan Türkiye’ye nasıl geldiğimiz ve artık konuşmaya korkan toplumumuzu bekleyen tehlikeler masaya yatırıldı. Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Güler, iktidarın ülkede yarattığı korku, köleleştirme ve sarsılan güven duygusu hakkında önemli açıklamalar yaptı.
Korku toplumu yaratma sürecinde yaşanan Ümraniye Soruşturması kapsamında basında adı sürekli geçen Tuncay Güney’in Deniz Baykal hakkında MİT ajanı olduğu iddiası Ceviz Kabuğu’nda değerlendirildi. Güney iddialarını, eski MİT’çi Mahir Kaynak’ın deşifre olduğu için politikacı olamadığı sözlerine dayandırmıştı. Hulki Cevizoğlu, bu sözlerin yeni olmadığını, 10 yıl önce Mart 1999’da, Show Tv’deki Ceviz Kabuğu programına katılan Kaynak’ın söylediğini ifade etti. Cevizoğlu, ” 10 yıl önce Mahir Kaynak, programımızda ’Deşifre olmasaydım sol bir partinin başında ben olacaktım’demişti “ dedi. Kaynak’ın bu sözlerinin yer aldığı program görüntülerini yeniden yayınlayan Hulki Cevizoğlu, ” Bundan 10 yıl önceki sözleri Tuncay Güney de dinledi de, dinlediklerini mi söylüyor? Kaynak’ın yaptığı açıklamadan yola çıkarak, ’Mahir Kaynak genel başkan olmadıysa, onun yerine Deniz Baykal olmuştur denebilir mi? Denemez.. Ayrıca öyle bile olsa bu başbakan olmasına engel mi? ABD ve Rusya devlet başkanları kendi istihbarat örgütlerinin başkanları değil miydi?.. Başbakanlığı yapan insanın hangi meslekten olduğuna mı bakacağız, yoksa ülke için ne yaptığına mı? “ diye konuştu.
Cevizoğlu, bugün Türkiye üzerinde oynanan oyunların o zamankinden çok farklı olmadığını belirterek, Mahir Kaynak’ın yaptığı açıklamanın ve başka pek çok önemli bilginin ’Kod Adı: 68’adlı kitabında yer aldığını hatırlattı. Cevizoğlu, ” Bu kitap bugün yaşananlara, o dönem insanların nasıl harcandığına, kimlerin nasıl kullanıldığına, kimlerin nasıl dinlemeler yaptığına ışık tutuyor “ dedi.

Fransanın Soykırım, Sömürge Tarihi ve Cezayir Katliamı.

Sarkozy'nin yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak tanınan Valerie Boyer, daha önce Hürriyet Daily News gazetesine verdiği demeçte "Aile kökenlerim Cezayirli. Ancak Cezayir'de hiçbir şekilde soykırım yaşanmadı" demişti.
Geriye Baktığımızda Tarihi Hiçte Temiz Görünmeyen Fransanın Birkaç Örnek İle Gerçek Yüzü..
Cezayirli yöneticiler, “Fransa, Cezayir'de soykırım yaptı, özür dilesin.” dedikçe; Fransızlar, “Bu işi tarihçilere bırakalım.” yanıtını vermektedir. Aynı Fransa, “Ermeni iddialarını tarihçiler araştırsın.” biçimindeki öneriye karşı çıkarak, sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasaları hiç yüzü kızarmadan ulusal meclisinden geçirebilmektedir.
Bu çifte standart karşısında sesini yükselten, başta Jean Paul Sartre, Didier Billion olmak üzere kimi Fransız aydınlar ise, Fransa'nın tutumunu, “Cezayir, Fransa'nın tabusudur.” sözleriyle açıklamaktadır. Oysa, yalnızca Cezayir değil, Fransız tarihinin neredeyse tümü Fransa'nın tabusudur. Fransa, Yeni Kaledonya, Madagaskar, Haiti, Martinigue, Guadaloup, Fransız Guyan'ı, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Rwanda, Vietnam, Laos ve Kamboçya gibi bir bölümü halen Fransız toprağı olan ülkelerde yaptığı katliamların yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Adana'da işlediği suçlardan dolayı da tarihiyle yüzleşmekten kaçmaktadır. Fransa'da resmi tarih, Fransız ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamları yok sayar, ders kitaplarında bu konuya yer verilmez. Fransız tarihinin karartılan sayfaları, yalnızca Fransa dışında yapılan kötülükleri içermez. Fransa'da yaşanan soykırım ve katliamlar da, tarihiyle yüzleşme cesareti olmayan bu ülkede tabudur. 

Fransanın Cezayir Soykırımı..




1915 Ermeni soykırımını reddetmeyi suç kabul eden  yasa tasarısının Fransa parlamentosuna gelmesi  
                                        ve 
Fransanın yaptığı katliamlar...
Fransız Cezayiri ya da Fransa Cezayir Mandası (Fransızca: Algérie Française, Arapça : الاحتلال الفرنسي للجزائر)b 1830 - 1962 yılları arasında Cezayir'de varolmuş Fransız sömürgesi.

Fransa'nın yaptığı katliamlar

Fransız yönetimi altında 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmiş (Scotsman, 17 Nisan 2006), çok sayıda kişi de işkence ve kötü muameleden geçmiştir
.

8 Mayıs 1945 te Setif şehirinde savaştan sonra vaad edilen bağımsızlık için gösteri yapan halka makinalı tüfek ile ateş açılmış binlerce kişi öldürülmüştür.
Türkiye'nin Ermeniler'e karşı soykırım yaptığını devletin en etkin organlarıyla iddia edenFransa, söz kendisine geldiginde soykırım bir yana, olaylardaki sorumluluğunu dahi kabul etmiş değildir. Paris hükümetine göre tüm bu olaylar tarihçilere bırakılmalıdır.
Cezayir devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika ise Fransa'nın Cezayir'de sadece insanlara karşı değil, insanların kimlikleri ve kültürlerine karşı da bir soykırım uyguladığını iddia etmiştir.
Cezayirli üst düzey bir idareci olan ve Mayıs 1945 Vakfı'nın Başkanı Muhammed El Korso "Fransızlar ve uluslararası kamuoyu bilmelidir ki Fransa Mayıs 1945'de gerçek bir soykırım işlemiştir" demiştir. Yine Cezayir devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika da "Cezayir sömürgecilik ve bağımsızlık savaşı dönemlerinde işlenen tüm bu suçların Fransa tarafından kabul edilmesini beklemeyi hiçbir zaman bırakmamıştır" demiştir.

Paul Aussaresses'in itirafı 

İşkence tekniği uzmanı Emekli Tuğgeneral Paul Aussaresses (okunuşu: Osares), SDECE (Service de Documentation Extérieure et de Contre-Espionnage, bugünkü Direction générale de la sécurité extérieure)'e bağlı istihbarat subayı olarak 1955'te Cezayir'e tayin edilmiş ve NFL'i bastırmak için Tuğgeneral Jacques Massu (okunuşu: Masü) komutasındaki 10.Hava İndirme Tugayı'na bağlı özel timi komuta etmişti. Paul Aussaresses hatıralarında bu görevdeyken en az 1509 kişiyi yargısız infaz ettiğini itiraf etti.

Kaynakça 

Paul Aussaresses Services spéciaux, Algérie 1955-1957 - Mon témoignage sur la torture, 2001.
İngilizce baskısı: The Battle of Casbah - Terrorism and Counter-Terrorism in Algeria 1955-1957, 2002.

İlgili Filmler 

Gillo Pontecorvo, 'La Battaglia di Algeri (Cezayir Muharebesi)', 1965, Cezayir / İtalya
Laurent Herbiet, 'Mon Colonel (Albayım)', 2006, Fransa / Belçika

Referanslar 

Dış bağlantılar 

İstiklal Savaşı Olmadı, Şehitlikler Semboliktir..

Yunan Ordusu İzmir'de
AKP’nin Türk devleti ve Atatürk’le ilgili çarpık görüşleri artık açık açık meclis çatısı altında dile getirilmeye başlandı.
“Tarih yazmak, Tarih yapmak kadar önemlidir. 
Yazan yapana doğrulukla bağlı kalmazsa, değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtıcı bir nitelik alır.”

M. Kemal Atatürk


Bilindiği gibi AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, 2005 yılında bu devletin Türk devleti olmadığını,
Türkiye devleti olduğunu, Türklüğün devlet içerisinde bir
alt kimlik olduğunu söylemişti. Bugün Prof. Dr. Yusuf 
Halaçoğlu’nun yorumu ise AKP milletvekillerinin Atatürk’e
saldırma yoluna girdikleri ve Yunanistan ile Rumlardan
özür dileme yolunu açmaya çalıştıkları yönünde.

“İstiklal Savaşı olmadı, şehitlikler semboliktir” demenin
yakın tarihi inkar olduğu açıkça ortadadır. 

Başbakan Madımak İçinde Özür Dileyecek mi?




Başbakan Erdoğan'ın 'CHP Dersimle yüzleşsin ve özür dilesin' açıklamalarıyla başlayan tartışmaya, Sivas katliamında yanarak can veren aydınlardan Şair Uğur Kaynar'ın kardeşi Soner Kaynar da katıldı. Kaynar, Madımak katliamının sanıklarının avukatlığını yapanların bakan, milletvekili, belediye başkanı yapıldığını anımsatarak, "Başbakan özür dilemeyi düşünüyor mu?" diye sordu.

'Katliam sanıklarının avukatları bakan yapıldı'

Yok Öyle Bedava Yaşamak..


Şimdiye kadar Ülkede bedava 
yaşayanların yanına kãr kalan yaşam tarzı son buluyor artık..
Nedenmi  ? Bakın görün..
Alım Satım Vergisi Geri Dönüşümlü Olacak..
Cümle biraz karışık oldu  fakat hemen anlatacağım..
Yani yeni bir uygulamayla
''Satım Alım Vergisi''    gibi birşey ortaya çıktı..
Bu ne demek?
Görün ne demek olduğunu..
Hani evlenirken başlık parası verilir ya,
Boşanırkende  nafaka ödeme gibi bir şey..

Yani Alırken Düşünecektin Vergisi..

Kaldırılsın Denilen Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi..